Küreselleşme Olgusuyla Birlikte Büyüyen Terörizm

Küreselleşme Olgusuyla Birlikte Büyüyen Terörizm

Azerbaycan Diaspora Bakanlığının Karabakh is Azerbaijan Milli Platformunun Türkiye Koordinatörü Elvin ABDURAHMANLI

Özet

Bu makale esasen Terör ve Terörist kavramının ne olduğunu, dünden bugüne terör olayları
ve terörün ortaya çıkışını ve terörün yapılma amacının ne olduğunu kısaca anlatmaya
çalışılmaktadır. Makalenin bir kısmında AB, BM, UNODC uluslararası sistemde mevcut
olan kuruluşların teröre bakış açıları, terörle mücadele için ne gibi anlaşmalar yaptıkları ve
ABD, Türkiye, Almanya gibi birkaç devletin terörle ilgili tutumlarından bahsedilmektedir.
Makalenin bir kısmında küresel teröre örnek verilmekte ve uluslararası sistemde terörle
mücadelenin hangi şekilleri olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır. Terörün faaliyet şekilleri
olan etnik ve “Dini İstismar eden Terör Örgütleri”, devlet terörü, narko terörizm ve siber
terörizme örnek getirilmeye çalışılmıştır. Makalede Türkiye’yi yıllardır etnik terörle
yıpratmaya çalışan Asala ve PKK terör örgütü hakkında kısa bir ön bilgi yer almaktadır.
Makalede küreselleşme sonucunda büyüyen teröre örnek verilmekle ve küreselleşmenin ve
terörün nasıl aynı tarihe denk geldiği üzerinde durulmaktadır. Makalenin son kısmında ise
vekâlet savaşları ve Arap Baharı ile ilgili kısa bir bilgi verilmeye çalışılmakta ve Orta
Doğu’da süper güçlerin adeta maşası haline gelmiş olan terör örgütlerinden
bahsedilmektedir.

Giriş
Dünya’daki devletlerin sınırları belirlendikten sonra birçok devlet sınırlarını daha da
büyütmek için savaşmış, çoğu devletler ise hedef ülkeyi uzaktan idare etmek için hedef ülkede
yönetimi karıştırarak darbe yapmaya yönelmişlerdir. Fakat bazı devletlerse terörü kendi
çıkarları doğrultusunda kullanarak hedef olarak seçtikleri ülkede korku yaratma yoluna
gitmişlerdir. Genel olarak terör örgütleri devletin yönetimine karşı savaşmak için bir araya
gelirler ve kendilerini bir grubun, bir kısmın haklarının savunucusu olarak ya da özgürlük
savaşçıları olarak adlandırırlar.
Terörist örgütler genelde iki türlüdür: Silahlı mücadele veren örgütler, bunlara PKK,
ASALA, TALİBAN gibi terör örgütler dahildir. Diğeri ise siyasi mücadele veren örgütlerdir.
İrlanda’da terör faaliyetlerinde bulunan İRA terör örgütünün de siyasi mücadele veren bir kolu
vardır.
Terör saldırıları sık yaşanan bir devlette turizm potansiyeli düşmektedir. Türkiye gibi
turizm üzerinden ekonomisini yöneten birçok devlet vardır. 2000’li yıllardan sonra başlayan
terör saldırıları ve Arap Bahar’ından sonra Orta Doğu’da turizm iflas derecesine gelmiştir.
Genel itibariyle terör saldırıları Orta Doğu’nun petrol, doğal gaz kaynaklarıyla zengin ülkeleri
olan Irak, Afganistan ve Suriye’de yapılmaktadır. Terör olayları artık uluslararası sistemde
genelde uluslararası bir boyuta ulaşmış durumdadır. Irak, Suriye, Afganistan’da yapılan terör
saldırıları sonucunda bu devletler ekonomik bir çıkmaza girmişlerdir ve bu devletlerde temel
sorun petrol, doğal gaz kaynaklarının ekonomik yönden düzgün kullanılmamasıdır. Terör
olaylarının hat safhada olduğu bir dönemde Orta Doğu’da Arap Baharı rüzgârının başlaması
akla uluslararası aktörlerin rolününü getirmektedir. Arap Baharı’nın başlamasının sebebi Orta
Doğu’da olan devletlerin halkı diktatör yönetimiyle idaresinden kaynaklanmaktadır. Devlet
bünyesinde iş bulamayan kendine yer edinemeyen insanlar, bir zaman sonra devlet yönetimine
karşı çıkarak siyasi örgütler kurmaya başlamakta ve bunun sonucunda devlete karşı siyasi
ayaklanmalar görülmektedir.8

Terör Kavramı
Türkiye’de terör kavramının tanımı TBMM tarafından Terörle Mücadele Kanunu’nun
yasası kapsamında kabul edilmiştir. Bu kanun kapsamında terör kavramının tanımı şöyle
belirtilmiştir9
:
Madde 1– (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) ‘‘Terör; cebir ve şiddet kullanarak;
baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen
Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını
tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel
hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı
bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil
eden eylemlerdir.’’
Terör kavramı üzerine uluslararası sistemde devletlerin ortak bir tanımı
bulunmamaktadır.10 Bunun asıl sebeplerinden ilki ise her hangi bir terör örgütünün farklı
ülkelerin yasalarında terörle ilgili tanımı ve tutumlarından kaynaklanmaktadır. Örneğin PKK,
ASALA, YPG, PYD, FETÖ gibi terör eylemi gerçekleştiren örgütler Türkiye’de terör örgütü
olarak nitelendirilirken, Almanya, İsveç, Fransa’da bu örgütler siyasi örgütler veya “özgürlük
savaşçıları” şeklinde değerlendirilmektedirler. Terrörist, kişilik olarak sosyal ortama uyumu
güç olan, yaşam seçeneğini reddeden, her şeye karşı olmaya ve tüm yasakları sertlikle
çiğneyerek kaldırmaya teşebbüs eden kişidir11. Terör içinde şiddeti barındıran ve ideolojik
boyutlarıyla, sivil halkı doğrudan hedefleyen eylemler bütünüdür. Terörizmi terörden ayırt eden
tek fark; siyasi hedefler doğrultusunda, sistemli bir şekilde terörü amaç ve hedefleri olarak
kabullenerek kullanan bir politik yönetim şekli olmasıdır. Terörizm, terör yöntemlerini
benimseyerek ve kullanarak halkın içinde korku, tehdit algısı oluşturmak ve en nihayetinde

politik amaç ve hedeflerine ulaşmayı düşünme stratejisidir. Terör kavramının içeriğinde şiddeti,
öfkeyi ve kıskançlığı barındırmaktadır.
Uluslararası hukuk alanına baktığımız zaman henüz tüm devletlerin ortaklaşa kabul
ettiği genel bir terörizm tanımlaması maalesef yoktur. Fakat özelde devletlerin bu konu ile ilgili
yasalarında, genelde ise uluslararası örgütlerin çeşitli sözleşme ve antlaşmalarında madde veya
kısa bir tanım olarak geçen terörizm tanımlamaları mevcuttur. Mahir Kaynak terörizmi tam
farklı ve boyutsal bir kavramda açıklamıştır. Kaynak’a göre: Terörist kavramı çok daha büyük
bir organizasyonun küçük bir parçasından sadece biridir. Bir teröristin karşısındaki güçleri
hiçbir şekilde yenmesi mümkün değildir.12 Bu bakımdan terörist, belirlediği siyasi amaçlara
ulaşmak için büyük güçlerin kullandığı küçük maşalardır. İsrailli yazar ve araştırmacı olan
Binyamin Natenyahu, terör kavramına başka bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Araştırmacıya göre
terör: masum insanları bilerek ve isteyerek bilinçli olarak katletme şeklinde yorumlanmıştır.13
Bir insanın kendinden sebeplenen psikolojik sorunlarından dolayı şahsi düşünce ve
fikirlerini karşısındakilere zorla benimsetme, kabullendirme çabasının bir parçasıda törer
eylemleridir. Bu durumdaki insanların anti-sosyal bir kavram anlayışının kendisinde
oluştuğunu ve kendini diğer herkesten üstün gördüğünü ve yaptığı ve yapacakları eylem veya
terörün doğru olduğu ve olacağı düşüncesi içerisinde eylemlerini gerçekleştirdikleri
düşünülmektedir. Ayrıca yaptıkları eylem veya saldırılardan sonra katledilen masum insanların
ölümünü kendi vicdan ve düşüncelerinde haklı çıkarmak için eylemlerinin kendi davaları
uğrunda başarı elde etmek için yaptıklarını düşünmekle yetiniyorlar. Örneğin: PKK terör örgütü
lideri olan Öcalan’ın çocukluk yılları onun kişiliğinin oluşumunda etkili olmuştur. Öcalan
baskıcı bir aile ortamında yetişmişdir ve “örgüt lideri konumuna geldiğinde de baskıcı, otoriter
ve despot bir kişilik” sergilemiştir14
.
Terör ve terörist kavramları tamamen farklıdır. Terör bir grubun veya örgütün bilerek
ve isteyerek birlikte planladığı bir saldırı eylemidir. Terörist ise: Bir terör örgütüne üye olmuş
ve verilen emirleri bilerek ve isteyerek bilinçli şekilde uygulayan şahıstır. Terörist genelde
verilen emirleri sorgulamaz ve uygular. Uygulamadığı takdirde veya uygulayıp da sonuçsuz

geri döndüğü zaman üstleri ve terör örgütü eylemleri karşısında sorumlu tutularak
cezalandırılır. Terörün hükümet üzerinde etkisi şöyle özetlenebilir: Hükümetin bazı ekonomik
çıkarlarını engellemek ve halkı huzursuz etmek, güvensiz bir ortamda yaşadığına inandırmak
ve korkutarak halkı psikolojik etki alanına alarak halk üzerinden devletin politikalarına etki
ederek kendi isteklerini kabullendirme çabasıdır.
Dünyada terörün güncel tanımıhakkında şunları şöyleyebiliriz:Türkçeye Fransızcadan
geçen “terör” yerine, Arapça kökenli olan “tedhiş” kavramı da kullanılmaktadır. 1789 Fransız
İhtilalini izleyen 1793 Konvansiyon döneminde Jakoben yönetimce uygulanan sistematik
şiddet politikası, siyaset ve hukuk alanlarında “terörizm” kavramının dogmasına yol açmıştır.15
Türk Dil Kurumu Terör sözcüğünü, genel olarak aşırı bir duygu durumu sonucunda, kaba şiddet
ve sert davranışlı eylemleri nitelendirir.16 ABD’de ‘terörün’ tanımı ile ilgili araştırmalar FBI
tarafından 11 Eylül olaylarıyla birlikte başlamıştır. FBI’ın resmi sitesinde terörle ilgili verilen
tanımda ‘‘bir ülkenin halkını ciddi şekilde korkutmak veya sindirmek, bir hükümeti ya da bir
uluslararası kuruluşu bir şey yapmaya veya yapmamaya zorlamak ve bunun yanında bir ülkenin
ya da uluslararası kuruluşun siyasal, sosyal, ekonomik, anayasal, temel yapısını yıkmak veya
işlemez hale getirmek amacı ile bir ülkeyi ya da uluslararası bir organizasyonu ciddi zarara
uğratan kasıtlı eylemleri yapmaktır’’ şeklinde açıklamaktadır.17Terörü bir tehdit olarak gören
FBI, Terörün aktif olarak yayılmasını 3 boyutta ele almıştır. Bu üç faktörün terörün geniş bir
alana yayılmasına etki ettiği iddia edilmiştir.
1.İnternet : Uluslararası sistemde esas olarak programlar sayesinde mesajlaşma ve online canlı
bağlantılı görüntüler sayesinde internet üzerinden geniş bir alan geliştirmeye çalışmışlardır.
2.Sosyal Medya Kullanımı: İnterneti kullanımının bir diğer kötü tarafı internet aracılığıyla
yurt içinde ve yurt dışında özellikle Avrupa’da kendilerine destekçi bulmaya çalışmalarıdır.
3.Homegrown Şiddetli Aşırılıkçı Destekleyicileri (HVES): FBI, sadece yurt dışı ülkelerden
gelen terör tehdidi ve saldırılarından korunmaya yönelmemiştir. ABD içinde grup haline gelmiş

grupları veya ABD’ye dışarıdan Terör saldırısı yapmayı düşünen hedefleri bulmayı ve etkisiz
hale getirmeyi bir amacı olarak görmektedir.18
İspanya, terörle mücadelede başarılı kabul edilen ve başarmanın da ancak demokratik
uygulamalarla mümkün olabileceğini gösteren örnek ülkelerden birisidir. Uzun yıllar ‘ETA’
örgütüyle mücadelesi ona ulusal çapta bir deneyim kazandırmış, 11 Mart 2004 Madrid
saldırısıyla da bu deneyimi uluslararası bir zemine doğru genişlemiştir. İspanya’da terör ‘‘güç
kullanma zoruyla kendi isteklerini kabullendirmeye çalışma çabasıdır’’ şeklinde
nitelendirilmektedir. Uluslararası sistemde en önemli kuruluşlardan biri olan AB’nin terör
tanımı ile ilgili tutumu şu şekildedir: “ikiden fazla kişi tarafından yapılandırılmış, belirli bir
süre önce kurulmuş ve terör suçları işlemek amacıyla hareket eden grup”.
Birleşmiş Milletlerin Terörle Mücadele Yasamaları dahilinde AGİT’in ( Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ev sahipliğiyle yapılan 2003 yılının 6 Mart tarihinde Birleşmiş
CTC-in ( Milletler Terörle Mücadele Komitesi) Özel genel toplantısına istinaden Uyuşturucu
ve Suçlarla Mücadele Dairesi olan yardımıyla (UNODC) Avusturya’nın Viyana kentindeki
2004 yılı 11-12 Mart toplantısının biirinci gün konferansının sonuç raporunda kısaca devletlerin
Terörle Mücadeleyle olan tutumunu şu şekilde ortaya koymuşturlar:
Uluslararası, bölgesel ve alt bölgesel örgütlerin, Birleşmiş Milletler sisteminin
organlarının ve uluslararası kurumların katılımcı temsilcileri olarak, 11 ve 12 Mart 2004
tarihlerin de Viyana’da toplandık, Hükümete ve insanlara en derin sempati ve başsağlığı
diliyoruz. İspanya ve terörist saldırıların kurbanları ve aileleriyle dayanışma içindeyiz. Çeşitli
görevlerimiz altındaki sorumluluklarımız uyarınca her türlü terörizmle mücadele etmek için
güçlendirilmiş kararlılığımızı güvence altına alınız ve 11 Mart 2004’te Madrid’de gerçekleşen
korkunç terörist saldırıyı en güçlü şekilde kınadı ve bu tür eylemleri, herhangi bir terör eylemi
gibi, barış ve güvenlik için bir tehdit olarak değerlendirildi.19

1937 yılının kasım ayına geldiğimizde Cenevre’de konferansta bir araya gelen devletler
‘‘Terör’’ kavramı ile ilgili birkaç anlaşmaya varmıştır. 1937 yılının 16 Kasım günü yapılan
devletlerarası bu konferansda en önemli başlıklardan biri “Terörün Önlenmesi ve yok
edilmesi’’ ile ilgili olmuştur. Konferans sonunda devletler nihai bir kararla Cenevre
Sözleşmesi’ni imzalamışlar ve terör kavramını kısaca şöyle açıklamışlardır: “Her hangi bir
devlete karşı yapılan o devletin yönetimini ve sarsmaya yönelik oluşan saldırılardır. Örgüt
militanlarının masum sivil halkı hedef alması bir terör saldırısıdır.20
Terörün Ortaya Çıkış Aşamaları: Tarihsel Süreç
Terör dediğimiz kavramın ortaya çıkışı tahminen 2000 yıl ve daha ötesine kadar ki,
zamanı kapsamaktadır. En eski terör örneği; Filistin´de (mö 66-73) iktidar mücadelesi veren
mezhep mensuplarının (Scariiler) örgütler halinde yaptıkları ileri derecede eylemler olmuştur.
11-13. yüzyıllar arasında İsmail mezhebine bağlı olarak Hasan Sabbah liderliğinde olan Assasin
(Haşişiler) yürüttüğü terör eylemi, Hindistan da Thug eylemleri, daha yakın zamanlarda
Amerika da 1865 yılından sonra çıkan Ku-Klux Klan örgütünün eylemleri, 1878-1891
arasındaki yıllarda bu ihtilalcilerinin terörleri veya 20. yüzyılın ilk yıllarında Makedon, Sırp,
Ermeni, İrlanda gruplarının yaptığı otonom ve bağımsızlık için yapıltığı öne sürülen terör
eylemleri bir örnek teşkil etmektedir. II. Dünya savaşında başlayan Rusya’da ki terör eylemleri
ve 1947-de Hindistan’ın parçalanmasıyla oluşann eylemler, II. Dünya savaşı’ndan sonra ise
Filistin iç savaşı, Kıbrıs EOKA; Cezayir de Fransızlara karşı yönetilen bağımsızlık mücadelesi
veren FLN terör örgütünün eylemleri gibi eylemler sonucunda terörün ileri düzeyde korkunç
bir saldırı yöntemi olduğunu söyleye biliriz. Mao, Castıro, Guevera şehir Gerillası yerine kır
Gerillası taktiklerini esas almış ve geliştirmiştir. İsrail devletinin kurulmasında Yahudi örgütü
terör eylemlerinden yararlanmışlardır. 1915-1918 yılları arasında Ermeniler Türkiye’de bir çok
terör eylemi yapmışlar ve 1970’li yıllara gelindiğinde Asala Ermeni terör örgütü tekrar
gündeme gelmiştir.
II. Dünya savaşından sonra iki kutuplu Soğuk Savaş döneminde bazı devletler terörü
kendi devletlerinin bekası için bir amaç olarak kullanmıştır. 1990’larda SSCB’nin

dağılmasından sonra iki kutuplu düzen bozulmuş ve terör eylemleri küresel terör eylemleri
olarak adlandırılmıştır. İçerisinde DAEŞ, PKK, Taliban, El –Kaide, PYD, YPG gibi terör
örgütlerinin bulunduğu bir çok terör örgütleri silahlı eylemler ve günahsız can alarak kendisini
dünyaya duyurmaya çalışmıştır.
İnsanların teröre yönelmesinin arkasında 3 sebep vardır:
1:Psikolojik sorunlar yaşaması
Örneğin: PKK lideri Öcalan’ın kendisinin kaleme aldığı hayatıyla bağlı kitabında ‘‘din ve tanrı
konusunda derin çelişki yaşadığını’’ anlatmaktadır21. Yaptıkları terör eylemleri sonucu
hayatlarını kaybeden sivil insanlar konusunda hiç bir vidani sorumluluğunun olmadığını
kabulleniyor
2:Küçük ve büyük suçtan hapis yattıktan sonra sabıka damgası olduğu için toplum tarafından
kabullenmemesi iş bulmaması onu terör gruplarına suç örgütlerine iter
3: 1980’li yıllarda PKK gibi örgütlerin köylerden gençleri toparlayarak dağlara götürmesi ve
örgüte üye yapmasıdır.
Dünya Devletlerinin Terörle İlgili Tutumu
Terör geçmişe nazaran bugün ulaştığı boyutlarıyla yaşamı daha fazla kaynaklarıyla ileri
derecede tehdit emektedir. Özellikle Amerika ve Avrupa devletleri olası komünist tehdidine
karşı bir tutum sergilerlerken 11 Eylül’de ABD’ye gerçekleştirilen saldırılar sonucu devletler
bir terör travması yaşamışlardır. 11 Eylül terör saldırıları sonucunda devletler güvenliklerini
kaybettiklerini anlamışlardır. ABD ve Avrupa devletleri, yeni tehdit olgusunu radikal dinci
teröristler olarak belirlemiş ve terörün kaynağını Orta Doğu’da görmüşlerdir. Diğer bir tehdit
unsuru ise devletlerin birbirlerine karşı yaptıkları kontrespiyonaj hareketleri olmuştur.
Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tehdit unsurlarından korunmak için terörle
mücadele, kontra istihbarat, uluslararası organize suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığı, iç ve dış
silah kontrolü istihbaratı masaları gibi çok alanlı konularda görev yapan birimler
oluşturmuştur.22 Bu kurumlar Amerika, güvenlik anlayışını yeniden revize etmiştir. Bu kararın

belirlenmesindeki esas faktör BUSH doktrininin etkili olduğu da ayrıca söz konusudur. BUSH
doktrini: uluslararası savaşlar, “önceden haber alma” veya “önleme” stratejileri üzerine
belirlenerek idare edilmeyi kapsamaktadır. Dönemin ABD başkanı BUSH, 11 Eylül
saldırılarının hemen ardından terörle ilgili yaptığı ilk konuşmada gerçekleşen bu stratejiyle
kesin bir şekilde belirterek, kendinin ve devletinin terörle mücadele ile ilgili kararlılığını dünya
kamuoyuna sunmuştur:
‘‘Terörle mücadelemiz devam edecektir. Her ulus kendi bölgesinde
Kararını versin. Ya bizimlesiniz ya da teröristlerlesiniz.” 23
Açıklaması ile tüm dünyayı net bir karar almaya zorlarken, terör tehdidinin her an var olduğunu
da tüm dünyaya hatırlatmıştır. Realist görüşün etkinliği artarken, BM gibi idealist görüşlerin
kararları etkililiğini yitirmiş ve idealist görüşün tekrardan tartışılmasına sebep olmuştur.
Örneğin, İsrail’in güvenlik anlayışı üzerine Filistin sivil halkına karadan ve havadan operasyon
gerçekleştirmesi ve bu durum sonucunda Birleşmiş Milletler okulunun bombalanması
konusunda Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler bu saldırıyı sadece kınamakla yetinmişlerdir.
Devlet güvenliklerini etkileyen diğer bir durum ise terör ve buna bağlı olan radikal dinci
örgütlerdir. Bu durum soğuk savaş döneminden sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırıları ile
gündeme gelmiş ve dönemin ABD başkanı Bush ile açıklık kazanmıştır. Tehlikenin iki kutuplu
devlet, komünist veya faşist hareketlerden ziyade radikal dinci terör örgütlerinden geleceği
üzerine yoğunlaşmıştır. Genel itibariyle terör bir siyasi amaca varmak için yapılan eylemlerdir.
Birçok devletler karşı oldukları stratejik veya politik problemleri olduğu devletlere stratejik
politika uygulayarak taktiksel iç savaş çıkarmak için terör örgütlerine el altından destek
veriyorlar. ABD-PYD (2016), Ermeni-PKK (1980-1995), Suriye-PKK (1980-1990) Pakistan –
‘El-kaide’ gibi örneklerde olduğu gibi çoğu devlet terör örgütlerine desteği devam etmektedir.
27 Nisan 2016-da 5 gazeteci ömürlük hapis cezası verildi. Bu 5 gazeteci Almanya’nın
2002-2008 yılları arasında Almanya silah fabrikasının Meksika ya gizli silah satması ve geri
kalan silahlarınsa Meksika üzerinden İsrail’e ve diğer terör örgütlerine ulaştırılması hakkında
olan devletin gizli belgelerini yayımlamakla suçlanıyorlar. Suçlananlardan aktivist Jürgen
Grasslin-in avukatı Holger Rotbouer açıklamasında Almanya Heckler Kochun şirketinin

Meksika’ya yasa dışı silah satışı Almanya federal bakanlığı yazışmalarına dayanıyor.24 Bu
belgelerin aslı daha sonra Netzwerk des Todes (ölüm şebekesi) adlı bir kitap da yayınlanmıştı.
8 Temmuz 2016 tarihinde Berlin kentinde Almanya’nın İsrail’e silah satışını protesto amacıyla
Yahudi anıtı önünde serbest gazeteci Martin Lejune tarafından düzenlenen gösteride Filistin
bayraklarıyla Almanya’nın silah satışını eleştirdi. Konuşmada silahların tümünün 2014-de
İsrail’in Gazze’ye karşı kullanıldığını düşüncesini savundu. Modern devrimizde dünya
devletlerinin birçoğunun kendi strateji politikaları çerçevesinde terör örgütlerine silah satışı ve
yardımı yaptığı, hatta kendi çıkar ve menfaati için bazı konumları verdiği ve yiyecek-içecek
yardımı yaptığı da biliniyor.
Almanya başbakan yardımcısı Sosyal Demokrat Partisi (SDP) genel başkanı Sigmar
Gabriel Bildam ‘‘Sonntag’’ gazetesine verdiği açıklamada; önceki Alman hükümetlerinin
DAEŞ terör örgütü dâhil olmakla Orta Doğu’da ki, diktatörlere silah yardımları yaptığını
açıkladı. Açıklamasından kısaca örnek: Silah satışının kökü 2003 yılında İRAK-ABD savaşına
dayanıyor. O devirde Arap coğrafyasında ki, gibi düşüncemiz, düşmanımın düşmanı benim
dostumdur deyip, DAEŞ, Taliban, El-kaide, PKK gibi örgütlere ve İRAK da bulunan Kürt
aşiretlerine ve diktatörlere silah sağladı. Almanyanın Hristiyan Demokratik Partisi (CDV)
ABD-ile sıcak savaşa girmektense örgüt ve diktatörlere destekle ABD-i zayıflatmak
düşüncesiydi. Almanya hükümeti Orta Doğu’da olan diktatör devlet liderleri ABD ile girdikleri
savaşta kaybedeceklerini bildiklerinden dolayı ülkeyi terk etmemek için bu yardımları kabul
edeceğini biliyordu. Diktatör devlet liderleri ABD ile girdikleri savaş da kaybettikleri
gördüklerinde zaman küçük ve büyük çaplı terör örgütleri kurarak Almanya’dan aldıkları
silahları bu örgütlere dağıttı. Diğer bir açıklama NATO’nun eski Avrupa komutanı ABD-li
General Wesley Clark, CNN-ne verdiği demeçte müttefiklerimizin İŞİD, Taliban, El-kaide gibi
terör örgütlerine silah mühimmat vererek cesaretlendirildiğini bildirdi. Hizbullah harekâtı genel
sekreter yardımcısı Hüseyn Ramahi açıklamasında DAEŞ elinden kurtarılan bölgelerde ABD
yapımı silah ve mühimmat ele geçirildiğini ve bununla da ABD-in Irak’ta istikrarı bozmaya
çalıştığını ve ABD uçaklarının DAEŞ-in işgal ettiği bölgelere silah ve mühimmat attığını ve

sonrasında yanlışlıkla yapıldığını söylediğini ancak ABD-in sahip olduğu üstün teknolojinin bu
tür hatalar yapmasının imkânsız olduğunu belirtti. Diğer bir önemli açıklamaysa İran
Genelkurmay Başkan yardımcısı Mesut Cezair’i tarafından yapıldı. Açıklamayı kısaca teyit
edersek DAEŞ terör örgütünün CİA tarafından kurulduğu hatta bununla ilgili belgelerin
kendilerinde bulunduğunu iddia etti.
DAEŞ-le ilgili diğer bir gelişme 1 Haziran 2015 tarihinde yaşanmıştır. Londra’da bir
dava görülür. Davanın içeriği ise; ‘‘İsveçli Bherlin Gildo adlı şahsın Suriye de terörist faaliyet
yürütmek ve birkaç terör olaylarında adından yakalanarak yargılanması idi. Dava sonucunda
hakem heyetinin verdiği kararsa İsveçli terör zanlısı olan Bherlin Gildoya müebbet hapis cezası
oldu. Fakat bu kararın ardından zanlı kendisinde mevcut olan gizli belgeleri hakem heyetine
vermesi için izin istedi. Daha sonraki duruşmada İsveçli terör suçlusunun mahkemeye sunduğu
belgelerde Büyük Britanya’nın Secret İntelligence Service(Gizli Haberleşme Servisi) ve ya
diğer adıyla Mİ6 (Military İntelligence – Askeri İstihbarat bölüm 6) olarak bilinen servisle ABD
Dış İstihbarat birimi olan CİA ( Central İntelligence agency- Merkezi İstihbarat Teşkilatı) ile
birlikte DAEŞ-İŞİD örgütünün kurulmasını tasdik eden belgelerdi. Hakem heyeti mahkemeye
sunulan belgeleri gördükten sonra davanın serencamı birden-bire değişti. Gildo’nun belgeleri
beklenmeden ani şekilde mahkemeye sunması hem mahkemeyi, hem de Batıyı son derece
rahatsız eder. Bunun üzerine terör zanlısının davası kapatılır ve dava düşer. Adaletin küçük
düşmesi umurunda olmayan hakem ve hakemler heyeti ‘istihbarat servislerinin’ mahcup
düşmesini engellemek maksadıyla dava kapatılır ve Bherlin Gildo serbest bırakılır.’’25
Guardian Gazetesi Londra’da ki davayı böyle naklediyor:
‘‘İrak’ta ortaya çıkan sonra diğer devletlerin desteğiyle Suriya başta olmak üzere bölge
ülkelerine yayılan DAEŞ-İŞİD eski ABD başkanı G.Bush ve eski Büyük Britanya Başbakanı
T.BLAİR tarafından İRAK işgali sırasında kurulduğundan bahsediyor. Londra The Guardian
gazetesinin yazarı Seumas MİLNE o yazısında ABD ve Birleşik Krallığın DAEŞ-İŞİD
kurulmasının yanı sıra yükselişinde de büyük rol aldığını ve onun yanında aynı şekilde Elkaidenin aynı şekilde aynı devletlerin desteğiyle bir zamanlar büyüyüp gelişmesinde yardımı
olduğundan bahsediyor.’’26

Tony Blair 2007 yılında görevi Gordon Brown’a devretmesinin üzerinden 3 yıl
geçtikten sonra 2010 yılında kendisine soruşturma açıldı. Soruşturma, Tony Blair’in 2003
yılında Irak Savaşı ile ilgili kamuoyundan bilgi saklamak ve kamuoyunu yanlış yönlendirmek
ile itham edilmişdir. 2003 yılında Irak’ın işgali için, dönemin Amerika Birleşik Devletleri
başkanı George W. Bush ile karar veren Tony Blair İrak Savaşı’na dair yayımlanan ve 2,6
milyon kelimeden oluşan Chilcot Raporu’nda adı sık geçen isimlerden biri oldu. İngiltere’de bir
komisyon tarafından 7 yılda hazırlanan bu rapor, Irak Savaşı’na dair en kapsamlı rapor olmak
özelliğini taşımaktadır. Raporla ilgili yaklaşık iki saat süren bir basın toplantısı yapan
Blair, verdiği demeçte Irak Savaşı’na katılmanın 10 yıllık başbakanlık döneminde aldığı en zor
karar olduğunu söyleyerek ilaveten bu kelimeleri kullandı:
“Bu karar nedeniyle bugün bütün sorumluluğu, herhangi bir istisna veya mazeret
olmaksızın kabul ediyorum.”27
Bu ifadeleri kullandı. Irak harekâtın da hayatını kaybeden İngiliz askerlerinin yakınlarından
bazıları Tony Blair’in yargılanmasını istedi. Blair’in eski İşçi Partisi Lideri olmasından dolayı
İşçi Partisi Lideri JEREMY CORBYN açıklanan rapor sonrası partisi adına özür diledi.
‘‘Raporu hazırlayan komisyonun başkanı Chilcot ise “Askeri harekât belki sonra gerekli
olabilirdi, ama Saddam Hüseyin 2003 yılında acil bir terör tehdidi değildi” ifadelerini
kullandı’’28
. Terörün sınır aşan bir hal alması durumunda uluslararası terörizm ile karşı karşıya

kalınır. Ancak son dönemde ‘uluslararası terörizm’ kavramı daha çok birden fazla ülkeyi hedef
alan veya birden fazla ülkede aynı anda birbirine yakın eylemlerde bulunan terörizmi anlatmak
için kullanılmaktadır. Terörizm ihtiyaç duyduğu maddi kaynaklara daha çok yasa dışı
faaliyetleri ve dış yardımlar vasıtasıyla ulaşmaktadır. Gelir kaynakları şu şekilde özetlene bilir:

  1. Dış yardımlar
  2. Uyuşturucu ticareti
  3. İnsan kaçakçılığı
  4. Büyük çaplı soygunlar
  5. Haraçlar
  6. Zorunlu bağışlar
  7. Bağışlar
  8. Diğer her türlü kaçakçılık
  9. Diğer gönüllü katkılar
    Yukarıda gösterilen kaynakları terör örgütlerine sağlayan gruplar veya vakıflar organize suç
    işlemiş olurlar. Bir çok ülke terör örgütü olarak tanımladığı kuruluşların listesini yayınlar. Bu
    listeler bazı ülkelerde yıllık yenilenirken, bu süre daha uzun vadeli veya kısa vadeli olabilir.
    Uzun dönem aralığı, 1-5 yıl arasıdır. BM Güvenlik Konseyi, belli zaman aralıklarıyla belirli
    kişi ve örgütlerin bir listesini hazırlamaktadır. Belli aralıklarla bu listelerdeki örgüt isimler
    değiştirilebilir veya güncellenebilir. Terörün faaliyet türleri 4 başlıkta incelenir.
     Dini İstismar eden Terör Örgütleri
     Devlet terörü
     Narko terörizm
     Siber terörizm
    Etnik veya Dini İstismar eden Terör Örgütleri:
    Her hangi bir dini su-istismar ederek, kullanarak terör saldırısı yapmaktır. Yakın tarihe
    baktığımızda DAEŞ, Taliban, Hizbullah, İslami Harekât Örgütü gibi terör gruplarını örnek
    göstere biliriz.29 Dini kullanarak belli bir ideolojide insanları sözde din ve birlik çatısı altında

birleştirmeye çalışan bu terör örgütleri dini kendilerine göre uygulamaya çalışmaktadırlar.
Aslında bu tür “Dini İstismar eden Terör Örgütleri” kendi çıkarlarını korumak için dini ve şeriat
kanunları adı altında insanları katlederek, devletleri güçsüz hale getirerek kendi amaçlarını
hayata geçirmeye çalışmaktadırlar. Etnik terör Türkiye’den de yan geçmeyerek etkisi altına ala
bilmiştir. Etnik terör Türkiye için tehdit nitelin de bir terör türüdür ve Halen devam eden terör
tehdit listesinin başındadır. Türkiye 43 yıldır etnik terörle mücadele ediyor. Türkiye ASALA
ve PKK gibi terör örgütlerinin saldırıları karşısında etnik saldırılara maruz kalmıştır. PKK terör
örgütünün ilk terör eylemi olarak tarihin kanlı ve tozlu sayfalarına 1984 yılının 15 Ağustos
günü terör saldırısı gibi bilinen Şemdinli ve Eruh da yaptıkları terör eylemiyle adlarını terör
örgütü olarak duyurmuşlar ve o zamandan Türkiye devletine ve halkına etnik terör saldırılarının
ardı-arası kesilmemiştir.30 Diğer bir etnik terör saldırıları yapan terör örgütü ise ASALA terör
örgütüdür. Bu örgüt 1975 yılında kurulduktan sonra Türkiye’de, Türkiye dışında ve Türkiye
halkına devletine karşı sayısız terör saldırısında bulunmuştur. Dünyanın en korkunç saldırılarını
gerçekleştiren Terör örgütlerinden biride Asala Terör örgütüdür. ASALA Terör örgütü 1975
yılının 20 Ocak tarihinde İRAKLI bir ermeni TOKAŞYAN soy isimli HARUTYUN isimli
ermeni tarafından Lübnan’ın Beka vadisinde kurmuştur. Ancak ASALA Terör örgütünün
kuruluşu 20 Ocak 1975 Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta kuruluşu ilan edildi. ”ASALA Terör
örgütünün kurucusu olan HARUTYUN TOKAŞYAN yaptığı terör eylemleri zamanı lakap
olarak kendine AGOP AGOPYAN adını bazense Vahram VAHRAMİAN, İran İRAMİAN
lakaplarını kullanmıştır.31 ASALA Terör örgütünün ismi normalde İngilizcedir ve anlamını
‘‘Armenian Secret For The Liberation Of Armenia’’ kelimesinden yani Ermenistan gizli ordusu
anlamından almaktadır. ”Bir zamanlar ASALA askeri desteği maalesef bizim için değerli bir
devlet olan Suriye’den askeri mühimmatı ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi adlı bir örgütten
almıştır.32 ASALA çoğu kes Ermeni Milli Komitesi, Ermeni Halk ihtilal Harekâtı, Kıbrıs
Ermenilerini Mücadeleye Çağırıyor, Kıbrıs Ermeni Rum Teşkilatı gibi birçok paravan terör

örgütlerinin kullanarak eylemlerinin yapardı. ASALA terör örgütü 15 yıl sürse de Türkiye’nin
diplomatlarını haince öldürmesiyle ve kanlı saldırılarıyla kanlı tarihe yazılmıştır.33
Devlet Terörü:
Devlet Terörü genelde süper güçler olarak tanımlanan ülkeler olan İngiltere,
Rusya, Çin, ABD ve İsrail daha zayıf devletleri yönetmek istemesi ve ülkeleri
karıştırmasıdır. ABD askerlerinin Afganistan ve İRAK savaşı sırasında tam silahla teçhiz
edilmiş insansız hava araçları olan SİHA ile Afganistan’ın ve Irak’ın çoğu bölgelerinde sivilleri
bilerek öldürmeleri veya askerlerin işkence ile masum insanları katletmesini örnek göstere
biliriz. İsrail’in Gazze bölgesindeki yaptıkları, Çin’in Doğu Türkistan’daki halka uyguladığı
soykırım ve katliamı örnek teşkil eder diğer taraftansa Ermenistan’ın Karabağ’da insanları
vahşice, gaddarca işkence vererek katletmesini Devletlerin yaptığı terör eylemleri gibi örnek
göstere biliriz.34 Taliban terör örgütünün Afganistan yönetimini ve halkını yıllardır ve hala terör
saldırıları ile korku altında tutmasını ve buna nitekim diğer süper güçlerinde destek vermesi
bilinir durumdur.
Narko Terörizm:
Narko terörizm dediğimiz kavram uyuşturucu kaçakçıları, uyuşturucu satıcıları olsun
isterse de imalatçıları olsun ve ya daha farklı bir kelimeyle uyuşturucu baronlarının terör
örgütleriyle olan ilişkilerini anlatmaktadır bu kavram. Bu kavram çerçevesinde birçok
uyuşturucu baronunun terör örgütleriyle ilişkisi olduğunu göre biliriz. Örneğin: Pablo Narco
Escobar gibi tanıdığımız uyuşturucu baronu kokain satışıyla dünyanın %80-nı kokainle
zehirliyordu. Escobar’ın en büyük terör saldırısı olarak tarihe geçen olaylardan biri ise
İspanya’da Bask ETA Terör Örgütünün bombalı eylemcisi olan İspanyol lakaplı gerçek adı
CİA-nın gizli belgelerinde Efrain GONZALES olarak bilinen bomba uzmanını Bogata’ya davet
ederek Avianca Havayolları Uçuşunun bombalanmasını emretmesi olmuştur. Kolombiya’daki

bu büyük saldırı 27 Kasım 1989 yılında Avianca hava yolu şirketine ait 203 sayılı Boeing 727
uçağının bombalanması sonucunda 107 sivil insan hayatını kaybetti. The New York Times
gazetesi Pablo Escobar’ın olayla ilgisi olduğundan kısaca böyle bahsetmiştir:
Medellin ilaç üreticilerine bağlı az bilinen bir gruptur. Grup, adını Amerika Birleşik
Devletleri’nde en çok aranan 12 Kolombiya uyuşturucu şüphelisinin ABD Adalet Bakanlığı’nın
listesinden alıyor. Medellin kartelinin başı Pablo Escobar, listenin başında bulunuyor.35

Resim 1: (The New York Times, 1989)

Word Press’e röportaj veren Fred Whitehurst ise bu terör saldırı olayını olayı şu kelimelerle
anlattı:
‘‘FBI’da hiç kimse emir olmadan yalnız davranmaz. Bizden aldığımız her belgede bize açıkça
verilen net hedeflerimiz vardı. Eğer bir polis örgütü onlara “suçluluğun kanıtını” sunmamızı
dilerse, o zaman faillerin zaten tutuklandıkları bireyler oldukları konusundaki mutlak
inançlarını birçok yönden anlattılar. Birleşik Devletler Başkanı, ülkeye ulusal haberlerde
Dandeny Munoz Mosquera’nın dünya tarihindeki en korkulan suikastçılardan biri olduğunu
söylerse, o zaman her ajan bu beyanı desteklemek için bilgi vermesi gerektiğini bilir. Eğer
liderler hakikatin temeli için endişe duymazlarsa, çoğu insan onları takip eder. ”Avianca
Airlines Flight 203, Bogotá’daki El Dorado Uluslararası Havalimanı’ndan Cali’deki Alfonso
Bonilla Aragón Uluslararası Havaalanı’na bir Kolombiyalı iç hat yolcu uçuşu oldu. Avianca
Flight 203, 27 Kasım 1989’da Soacha belediyesine çarptı.36

Yakın Tarihe bakarsak PKK terör örgütünün uyuşturucu kaçakçılarına transit geçiş sağladığı
görülmektedir. Gazeteci ve araştırmacı İlhan BALIN yaptığı araştırmada PKK’nın uyuşturucu
satışında uyuşturucu baronlarına yardımcı olduğundan kısaca şöyle bahsetmiştir: PKK üst
düzey idarecileri terör örgütlerini uyuşturucu satışının ve kaçakçılığının dışında tutma
düşünceleri örgüt için bir olumlu sonuç vermedi. PKK terör örgütünün uyuşturucu üretiminin
ardından sokak satışı ve dünya seviyesindeki ihracı söz konusu olması terör örgütünün
uyuşturucu ticaretine dâhil olarak yaptığını görüyoruz. Diğer taraftansa PKK terör örgütü kara
para aklama ile ilgili olarak terör grubunun yöneticilerinin isimleri ABD’nin Hazine
Bakanlığının “Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı” listesine dâhil edilmiştir.37
Siber Terörizm:
11 Eylül saldırısından kısa bir süre önce gelişen birkaç tane olumsuz gelişmeler
Amerikan ordusundaki bilgisayar teknolojisinin düşük sistemli olduğunu göstermiştir. Bunun
gibi olaylar ABD’nin askeri sisteminde boşluklar olduğu ve en önemlisi ise 2001 yılı 11 Eylül
saldırısında Pentagon binasına yapılan saldırıda ABD’nin ister siyasi olarak isterse de
ekonomik olarak güvenlik sisteminde açık olduğunu göstermiştir. Gelen terör tehditleri
sonucunda siber terör ve güvenlik kavramlarını ortaya çıkmıştır. Siber terörizmin önümüzdeki
yıllarda daha tehlikeli olarak karşımıza çıkacağını göreceğiz.38
11 Eylül 2001 Terör Saldırısı Sonrası Küreselleşme
ABD’nin soğuk savaş dönemi dediğimiz 1945-1990 yılları sonrası strateji politikasında
iki farklı döneme ayırmak gerekir. Birincisi 1990’lı yıllar, ikincisi de ABD’ye terör saldırısının
yapıldığı 11 Eylül 2001 ve sonrası dönemdir.39 Soğuk savaş sonrasında ABD’nin Orta Doğu’yu
idare etme düşüncesi 1979 yılı ekonomik krizineve ardından I. Körfez savaşı ve II. Körfez

savaşına sebep oldu. 1990’lı yıllar SSCB’nin dağılması sonucu ‘‘Küreselleşme’’ olgusunu
ortaya attı ve birçok cumhuriyet bir kaç yıl içinde bağımsızlıklarını kazandı. 2000’li yıllar ise
terör saldırılarının artmasıyla özelliklede 11 Eylül saldırısının ardından böylece ‘‘güvenlik’’
kavramı uluslararası sisteme dâhil oldu. 2001 yılının 11 Eylül günü tek Amerika Birleşik
Devletleri için değil tüm dünya için yeni bir düzenin ve küreselleşmeyle birlikte oluşan
ülkelerarası savaş perdesini açtı. Dünyanın geleceğini değiştiren 11 Eylül günü Orta Doğu halkı
için sonun başlangıcı haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri dâhil olmakla tüm Avrupa
devletlerinde bir ‘‘İslam fobi ’’ korkusu yarandı. İslam karşıtı hareketler giderek artarak İslam
dini rencide edildi. İnsanların gözünde müslüman olan her kes bir teröristtir görüntüsü ABD
veya Avrupa medyası tarafından gösterildi. 2001 yılı 11 Eylül günü El-kaide mensubu
teröristlerin kaçırdıkları 4 adet yolcu uçağı New York-da yerleşen dünya ticaret merkezi olarak
bilinen 110 katlı ikiz kulelere iki uçakla saldırı yapıldı ve saldırı ilk olarak kuzey ve güney
kulelerine çarptı. Dünya ticaret merkezine iki uçakla yapılan saldırıdan 2 saat sonra 110 katlı
ikiz kuleler yerle bir oldu. Aynı zamanda diğer bir saldırı kaçırılan 3. uçakla Amerika Birleşik
Devletleri savunma bakanlığına bağlı olan karargâh gibi faaliyet gösteren Pentagon binasının
batı cephe kısmına saldırı gerçekleştirildi. Kaçırılan 4. uçak D.C Washington-u hedef
almaktaydı ancak yolcuların teröristlere müdahalesi ile Pennsylvania eyaleti yakınına düştü.
Yapılan saldırılar sonucunda 2 bin 966 insan hayatını kaybetti. Bu olay tarihin tozlu sayfalarına
kara harflerle yazıldı. Olay sonrasında ( Federal Soruşturma Bürosu) bu terör saldırılarının
araştırmasına başladı. Federal Soruşturma Bürosunun (FBI) 16 Eylül 2001 tarihinde verdiği
resmi açıklamada Pentagona yapılan saldırıda 125 insanın Pentagon binasındaki çalışanlardan,
53-ü uçak yolcusu, 6-sı uçağın mürettebat heyetinden, 5-i terörist olmak üzere 189 insan
hayatını kaybettiği belirtildi. FBI resmisi Agent S.M. tarafından yapılan açıklamada bu 4 terör
saldırısı sonucunda 3000 insanın hayatını kaybettiği denildi. Bu saldırıların ardından dünya
devletleri, uluslararası sistem esasen de Orta Doğu yeniden şekillendi. Orta Doğu’da oynanan
oyunlar vekâlet savaşları gittikçe değişen sistem ve küreselleşme sonucunda Arap Baharı ile
Orta Doğu’nun haritası yeniden belirlendi.
Orta Doğu’da süper güçler dediğimiz Rusya, ABD, İsrail ve Orta Doğu’da etkin
konumda olmaya çalışan Suudi Arabistan vekâlet savaşlarıyla bu bölgelerin konumunu
belirlemeye çalışıyorlar. Araştırmacı ve gazeteci Atilla SANDIKLI vekâlet savaşlarını kısaca
böyle açıklamaktadır:

Vekâlet savaşları devletlerin, özellikle küresel ve bölgesel güçlerin kendi çıkarlarını elde etmek
için nüfus alanlarını genişletmek maksadıyla: kendi askeri unsurlarını kullanmaktan ziyade,
müttefiklerini, edilgen ülkeleri, hedef ülkedeki parçalanmış yapıları ve yandaşlarını cepheye
sürmek suretiyle gerçekleştirdikleri yapılardır.40
Arap Baharının gelişi aslında temelleri ABD’nin BOP adını verdiği Büyük Orta Doğu
(Greater Middle East Project) projesinin temelini oluşturmuştur. Projenin ana amacı Orta
Doğu’yu kısa süre içinde Batıya entegre etmek ve ülkeleri batılılaştırmak olmuştur. ABD’nin
Orta Doğu’da tek süper güç olma isteğinden Rusya, İran ve Çin gibi diğer süper güç
konumundaki devletler rahatsız olmuş ve buna istinaden Şanghay İşbirliği Örgütünü
kurmuşlardır. Bu örgütün ana düşüncesi ABD’nin Orta Doğu’da kendi düzenini kurmasını
engellemektir.41
Sonuç
Makalede esasen bu tespitlerde bulunmak istiyorum: Terör dediğimiz kavram çok eski
zamanlardan beri insanları korku panik haline getirerek o toplumu ve ya halkı bu eylemci
grupların istedikleri gibi yön vererek yöneltmek isteğidir. Soğuk savaş yıllarında, 1945-1990
takvimleri aralığında genelde süper güç konumundaki devletler küçük devletleri yönetmek veya
istediği gibi politikalarını idare etmeye çalışmışlardır. Gerek ABD’nin, gerekse de Rusya’nın
soğuk savaş döneminde bir birlerine karşı sıcak çatışmaya girmeseler de küçük devletleri
karıştırarak veya ister ekonomik isterse de silah mühimmat vererek iç savaş yapması veya
küçük devletlerde darbe yaptırması çok görülmüştür. 1945-1990 yılları arası artan ve hala satışı
devam eden Narko ticaret ve bunlara desten veren açık satışına izin veren ülkelerde vardır.
Narko ticarete destek veren Terör örgütleri her zaman bu ticaretin en büyük ortakları
olmuşlardır. Pablo ESCOBAR gibi narko baronlarının ortaya çıkışı ve bir zaman sonra
durdurulamaz hale gelinmesi ve en sonunda bu Narko baronun terör örgütlerine para ve
narkotik sağlayarak terör elemleri yaptırması sayısız insanın zehirli maddeden ve terör
eylemlerinden hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Son yıllarda PKK terör örgütünün narko
ticarete yardımcı olduğu tespit edilmiştir. 1945-1990 yılları Türkiye açısından bakarsak çok

sakin geçmemiştir. Türkiye’yi tehdit eden ve saldırılarıyla yıpratmaya çalışan ASALA ve PKK
gibi örgütler bu dönem araklığında boy göstermiştir. ASALA terör örgütünün varolduğu 15
yıllık bir süre içerisinde Türkiye’ni hedef alması ve Türkiye’nin yurt dışındaki sefirlik ve
konsoloslarını öldürmesi bu terör örgütünün etnik bir terörü izlediğini görürüz. 1990 yılında
SSCB’nin yıkılmasından sonra Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Özbekistan gibi devletlerin
özgürlüklerini kazanarak kendi cumhuriyetlerini kurması ve küreselleşmenin başlangıcı olarak
göre biliriz. 2001 yılında ikiz kulelere olan Terör saldırıları sonrasında Orta Doğu’nun tarihi
değişti diye biliriz. ABD ve Avrupa’nın gazete, internet ve televizyon kanallarının vasıtasıyla
İslam dininin karalanma çabası başarılı oldu. İslam dini dünyaya terörü besleyen bir din olarak
gösterildi. NATO’nun kırmızı kuşağı olan SSCB’nin dağılmasının ardından 2001 yılının 11
Eylül saldırısıyla NATO’nun kırmızı kuşağı yeşil kuşağa çevrildi. BOP projesi ve ardından
Arap Baharının alevlenmesiyle Orta Doğu terör, korku ve öfke kuyusuna dönüşmüş
durumdadır. Rusya ve ABD’nin Orta Doğu’da etkin olma arzuları vekâlet savaşlarının
başlaması ile sonuçlandı. Orda Doğu’da şimdi DAEŞ, PKK’ya bağlı PYD-PYG, EL-Kaide,
Taliban, Hizbullah gibi birçok terör örgütü mevcuttur ve hale aktif durumdadırlar. Bu terör
örgütlerine verilen maddi destek kesilmedikçe Orta Doğu terörden kurtulamayacağı
görülmektedir.

Azerbaycan Diaspora Bakanlığının Karabakh is Azerbaijan Milli Platformunun Türkiye Koordinatörü Elvin ABDURAHMANLI

Bir cevap yazın