DEVLET EBED-MÜDDET ya da YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE

DEVLET EBED-MÜDDET ya da YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE

Devlet..

Milletin ittifâkla kurduğu devamlılığı olan en büyük organizasyon..

Devlet milletin, millet devletin varlık sebebidir.

Mâlumları dört temel direğimiz var. MİLLET-DEVLET-DİN-VATAN. Bunlar bileşik kaplar gibi birbirini doldurur, tamamlar, destekler..

Son 300 yılda bu değerlerimiz tam bir tahribat altında.

Nasıl mı?

Önce tanımlarını sulandırdılar.

Meselâ “Yeryüzü size mescid kılındı. Vatan da ne? Vatanı putlaştırmayın!” dedi birileri. Bu insanlara Endülüs ders olmadı, Bosna, Karabağ, Myanmar (Burma) ders olmadı. Kudüs ders olmadı. Neden acaba?

Dediler ki “Libya’dan bize ne!” Hem Atatürkçü pozlarda hem Libya’dan bize ne? Nasıl? Merhum M. Kemâl Paşa, Trablus’ta Libya’da Gâzi oldu. Misâk-ı Millî diyerek yeni TBMM’ni ve Türkiye Devleti’ni kurmadılar mı?

Devletimize bir taraf “Faşist devlet!” diye vurdu, diğer taraf “Devlet Putu” diyerek.. Bunların biri diğerine “Gerici-Yobaz”, diğeri de ona “Kafir-Münafık vb.” diyerek toplumu da kamplara ayırıyorlar. Nasıl? Bir taşla bin kuş..

Birileri devletimizi menfaatleri için istismar etti, kurumlarını tahrip etti, sulandırdı. Devlete muhabbetimiz zayıflasın diye ellerinden geleni yapanlar bu arada yabancı devletlere de övgüler düzüyorlar. Dünyanın en eski krallıklarından birine “Demokrasinin Beşiği” diyorlar.

Milletimizin değerler manzumesi bir yanda Türk Milleti’nin %99’unun haberi olmayan “eğitimde ABD’nin emrine girdiğimiz” Fulbright Anlaşması[1] ki 1949 yılında imzalandı.[2] İle boyunduruk altına alınmış Milli Eğitim Bakanlığı[3], diğer yanda cemaat/tarikat yapıları…

Fulbright Anlaşması deyince Atatürkçüler, Batıcılar, Laiklik çığırtkanları bozuluyor, cemaat, tarikat vb. deyince dindar, muhafazakâr vb. kesimler bozuluyor. Şunu talep ediyoruz hepsinden.. “Bize yetiştirip vatana gelin ettiğiniz beş şehid gösterin.”

Dinimiz ise, Gülümüz, Rehberimiz, Son Peygamber Hz. Muhammed SAV’in vefâtından hemen sonra başlayan fitneler, bölünmeler, mezhep savaşları, esasları içermeyen taassup, sözde hassâsiyet noktaları ile Müslümanlar bin parçaya bölündü. Hükümdar ve yöneticileri Müslüman olan devletler uzun yüzyıllar, cemaat, tarikat vb. göz yumdular. Ancak olaylar, yaşananlar, 400 yıllık tarih gösterdi ki İngilizler başta olmak üzere, Batı birçok dînî eğitim kurumuna, tarikat ve cemaat yapılarına sızmış. Bugün FETÖ, DEAŞ, Kesnizâni, Kalkancı vb. incelendiğinde sonuç alenî ortadadır.

Türk Milleti’nin %80’i Müslümandır. Müslüman Türklerin de %70’i Sünnî ve Hanefî, %30’u Şiî ve Câferî’dir.

Türklerde Ehl-i Beyt’e duyulan fevkâlâde muhabbet fıkhî değil, fıtrîdir. Bu da İslâmî birliğimizin teminatıdır. Karabağ Savaşı’ndan sonra kılınan vahdet namazları âdetâ müjdedir.

Bakıldığında İmam Câfer-i Sâdık da İmâm-ı Azam da akılcı, bilim ve tekâmülü öncelemiş âlimlerdir. Devirlerinde zulme rızâ göstermemiş yiğit, ferâsetli İslâm Büyükleridir.

Müslümanlar taassup ve yozlaşmayı, fitneyi yenmek zorundadır. Cumhurbaşkanımız R. T. ERDOĞAN’nın “Ben ne Şiî’yim ne de Sünnî, Müslümanım.” sözü çok değerlidir. Evet bizim dinimiz İslâm’dır.

Devletimiz Türk Devletler Teşkilâtı ile diasporada tam bir birlik sağlamaya çalışırken Avrupa ve ABD’de açılan cemaat-tarikat camileri neye hizmet etmektedir? Düşünün 40 yıl önce Avrupa’da tüm Müslümanların ittifâkla gittikleri, temizliğinden her anlamda emin oldukları Türk Camileri vardı. Şimdi var mı bahseden? Gelinen noktayı vicdanlara arz ediyorum.

Diyanet ve devlet cemaatlerin şahsına münhasır eserleri basıyor. Ne için? O kadar yapacak işiniz varken.. Meselâ Diyânet TİKA, Dışişleri, MİT vb. kuruluşlarımızla yurtdışı faaliyetleri koordine ediyor mu? MEB ve YÖK ile İslâmî ve dînî eğitimi koordine ediyor mu? “Z” Kuşağı’na dönük bir çalışmaları var mı?

Azîz Milletim…

DEVLET EBED-MÜDDET ya da YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE!..

Bu dînî bir farîza misâli önemlidir.

Bugün atama yaparken Liyâkat, ehliyet, Millet ve devlete sadâkat, Millî ahlâk gibi vasıflara bakmadan atama yapan herkes yarın mahkeme-i kübra’da bu mazlum millete hesap verecektir.

Bugün benim partimden, siyasetimden, cemaatimden, tarikatimden, grubumdan, hemşehrim vb. diye adamcılık yapanlar, kamu malını peşkeş çekenler, milletin kurumlarını yasalarını istismar edenler yarın tüyü bitmemiş yetime hesap vermeye hazır olmalıdırlar.

Bugün Çağdaşlık, Dindarlık, Atatürkçülük vd. kisvesi altında yapılan Millî menfaatleri zedeleyici her şey dalâlet ve ihanettir. Milletimiz kaba tarafgirliğe itilerek, ötekileştirilerek, Millî menfaatlerimizi anlamaları bilinçli olarak zorlaştırılmaktadır. Üç yıldır 2023 seçimleri ve sonrasını, muhalefetin cumhurbaşkanı adayını, HDP ile kim nasıl ittifak yapacak gibi yersiz gündemleri konuşuyoruz. Türk Orduları’nın Batı-Rus-İran İttifâkı’na karşı kazandığı Karabağ Zaferi dahî konuşulmuyor bu ülkede. Zafer kutlanmıyor.

Türk Devletler Teşkilâtı, günlük kaba siyaset içinde harcanır ya da görmezden gelinir mi? Nerde AKPARTİ’liler, nerde Milliyetçiler (İYİPARTİ dahil), nerde Atatürkçüler (CHP)… Nerde İslam Kardeşliği, İttihâd-ı İslâm çağrıları yapanlar…

Karabağ’da katliam yapılanlar Türk değil miydi? Müslüman değil miydi?

Karabağ Türk Toprağı değil miydi? İslâm Toprağı değil miydi?

Hani Atatürk, Türk Birliği’ni vasiyet etmişti…

Türk Devletleri Müslüman değil mi?

Bu arada Kürtçülük yapan sözde İslamcılara da soruyorum yukarıdaki soruları.. Ayrıca tüm Türk Devletleri’nde yerli Kürtler var. Karabağ’da da katledilen Müslüman Kürtler vardı.

Azîz Milletim.

Yarınlar zor, yarınlar meşakkatli, yarınlar çileli. Zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı göremezsen bil ki sonun görünmüyor.

Medeniyet Coğrafyamız bize bakıyor. Onlar sınırlarımız dışında olmayı kendileri istemedi. Suriye işgâl ile sınırlarımız dışında kalmadı mı? Misâk-ı Millî sınırlarımızı düşününüz…

Türk Dünyası bize bakıyor. Türkiye’ye…

İslâm Dünyası bize bakıyor. “İslâm Dünyası katarımızın lokomotifi ol!” diyor Müslüman Halklar…

Ötekileştirmekten kurtulmalıyız. Ülkemizde hâlâ Millî Cephe’nin oranı %69-75 aralığındadır. Millî Cephe bir araya getirilmelidir. Hiçbir siyâsi gurup %51 oy alıp mutlu olmamalıdır.

Aziz Milletim…

Kusur aramayalım ancak gördüğümüz kusurları da ifâde edelim. Bunu tarafgirlikle değil, hakkâniyet ve adâletle yapalım. Devlet malına, kamu hakkına tecâvüzü hoş görmeyelim. Unutmayalım ki devlet malı yetim malıdır.

Rüşvet toplumları yıkar. Fâizden korkanların rüşvet alması düşünülebilir mi?

İktidarı âdaletle hükmetmeye, muhâlefeti yapıcı gayretleri artırmaya dâvet edelim. Unutmayalım, vatanımız, Millî birliğimiz, devletimiz ve dinimiz gelecek kuşakları bir arada büyütecek yegâne hazinelerdir.

Dindarlık yobazlık değildir. Tam tersi üstün ahlâktır.

Millet ve devlete sadâkat ve itaat faşizm ya da putlaştırma değildir. Tam tersi yüceliktir.

Vatana bağlılık aptallık değil, fedakârlık ve yüce gönüllülüktür.

Ne mutlu Y. Selim Han misâli “Ölürsek cennet bizim, kalırsak devlet bizim.” diyerek mücâdele edenlere.

Ne mutlu her türlü bölücülüğe karşı Millî birlik ve beraberlik için mücâdele edenlere. Mehmetçik ne Sünnîdir ne Şiî ya da Alevî, ne solcudur ne sağcı, ne ocu ne de bucu.. Mehmetçik olalım. Düşmana karşı duralım. Dâima kucaklaşalım.

Strateji ve Yönetim Uzmanı

Emekli Yarbay Halil MERT

Bir cevap yazın